Uzaya giden bir astronot geri dönemeyeceğini söylerse ne olur?

Çok yakın bir zaman diliminde Alper Gezeravcı, Türkiye’nin ilk astronotu (veya Gökmen) olarak uzaya, Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) çıktı. Bu örnekte de görebileceğimiz gibi uzay artık erişilemez bir yer değil. Aynı zamanda AB, ABD, Çin, Japonya ve Hindistan gibi çok sayıda ülke derin uzay görevleri ve programları yürüterek erişilemezi daha da erişilebilir yapmaya çalışıyor. ISS’e eskiye nazaran çok daha fazla insanlı görev gidiyor. Peki hiç düşündünüz mü? Uzaya giden veya ISS’e ayak basan bir astronot geri dönmeyeceğini söylerse ne olur?

Donanımhaber’de yer alan ayrıntılara göre bu gerçekte yaşanmış ve önemli sonuçları olmuş bir hikaye. Hazır ülkemizde uzay konusu gündemdeyken gelin bu olayı biraz irdeleyelim.

“ALETİMİ TAMİR ETMEM İÇİN BİR ŞANS VERMEZSENİZ, GERİ DÖNMEYECEĞİM”

Tıpkı Türkiye gibi Çin de bir zamanlar uzaya hiç çıkmayan bir milletti. Biz bunun için çok daha geç kalmış olsak da ilk Çin doğumlu astronot 1985 yılında uzaya çıkmıştı. Kimileriniz belki adını duymuştur; o kişi akışkanlar mekaniği alanında uzman bir fizikçi olan Taylor Wang’tı.

Taylor Wang, uzaya ilk çıktığında muhtemelen Çin ulusunun gururu için en uç noktaya erişmişti. Ama uzaydaki ikinci gününde onu bekleyenler kendisini tarihe geçirecekti.

Wang, mikro yerçekiminde sıvı damlalarının temel fiziksel davranışlarını ortaya çıkarmayı amaçlayan Drop Dynamics Module adlı bir deneyin baş araştırmacısıydı. Deneyi büyük ölçüde kendisi geliştirmişti ve NASA onu Space Shuttle programının 17. uçuşu olan STS-51-B görevinde uçmak üzere seçtiğinde bu alandaki uzmanlığı ona piyango bileti olarak geri dönmüştü. Wang, diğer altı mürettebat üyesiyle birlikte 29 Nisan 1985’te Space Shuttle Challenger ile fırlatıldı.

Wang, görevin ikinci gününde deneyini uzay ortamında sınamak için Drop Dynamics Module’ü aktive etmeye çalıştı. Ama ne yazık ki hayatının önemli bir bölümünü buna adadı deney çalışmadı. Wang, deneyin çalışmadığını gördüğünde NASA uçuş kontrolörlerine sorunu gidermek ve belki de deneyi düzeltmek için biraz daha zaman ayırıp ayıramayacağını sordu.

Bilmeyenler için ISS ve NASA’nın Space Shuttle görevleri için zaman her şey demek. Ve siz bir deneyi yaparken arkanızda bekleyen mürettebatlar var ve onların da yapması gereken deneyler var. Her mürettebat için son derece ayrıntılı bir zaman çizelgesi bulunduğundan bir deneye fazladan vakit ayırmak açıkçası pek mümkün değil.

Bu nedenle uçuş kontrolörleri Wang’ın isteğine “hayır” şeklinde cevap verdi. Ancak Wang, arzuluydu ve ek süre için bastırdı: “Dinleyin, sistemimi çok iyi biliyorum. Bana bir şans daha verin.”

Zaman daralıyor ve program daha da sıkılaşıyordu. Uçuş kontrolörleri yine de tereddüt ediyor ve ek süre için isteksiz davranıyordu. Wang çaresizdi. Ve bu çaresizlik ona normalde düşünmeyeceği bir cevap vermesi için cesaret verdi:

“Hey, eğer bana aletimi tamir etmem için bir şans vermezseniz, geri dönmeyeceğim!”

NASA BÜNYESİNDE OLMAYAN İLK ASTRONOTLAR

Space Shuttle görevlerinin birincil amaçlarından birisi de mikro yerçekiminde araştırmalar yapmaktı. Avrupa Uzay Ajansı ile birlikte çalışan NASA, bu amaçla Spacelab adı verilen basınçlı bir modül geliştirdi ve bazı görevlerde bunu uçurdu. STS-51-B görevi bu Spacelab modülünün ikinci uçuşuydu ve astrofizikten mikro yerçekiminde sıvıların davranışına kadar 15 farklı deneyin yapılmasını içeriyordu.

Bu görevler uydu yerleştirmek gibi şeyler olmadığı için NASA, deneyleri uçakta tamamlamakla görevlendirilen “yük uzmanları” uçurmaya başlamıştı.

Challenger’la uçulan bu görevde en yüksek önceliğe sahip iki deney malzeme bilimi ve akışkanlar mekaniğiyle ilgiliydi. Bu doğrultuda, iki yük uzmanı – Hollanda doğumlu Amerikalı kimya mühendisi Lodewijk van den Berg ve Çin doğumlu Amerikalı fizikçi Taylor Gun-Jin Wang – bu alanlardaki uzmanlıkları nedeniyle seçildiler.

Wang, genç yaşlarında ABD’de eğitimini devam ettirmiş, düşük sıcaklıkta süper akışkan fiziği alanında doktora derecesi almış ve 1972’de NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’na katılmıştı. Birkaç yıl sonra da ABD vatandaı olmuştu. Araştırmaları, damlacıkların ve diğer küre benzeri nesnelerin sıfır yerçekimindeki davranışlarını içeriyordu ve sonunda NASA’nın sıfır yerçekimi uçuşlarında uçtu. Bu çalışmayı uzayda bir üst seviyeye taşımak için “Drop Dynamics Module” deneyini geliştirdi.

Ancak NASA, yük uzmanları ile orijinal NASA astronotlarına aynı eğitimi vermiyordu. Yük uzmanları daha hafif ve daha kısa eğitimlerden geçiyorlardı. Bu yüzden geleneksel astronotlardan bazıları faydalı yük uzmanlarına tamamen güvenilmemesi gereken yabancılar olarak bakıyordu.

En nihayetinde Wang, Space Shuttle Challenger’ın bir hafta sürecek görevi için uzaya çıktı. Yapılacak çok fazla araştırma olduğundan mürettebat “Gümüş” ve “Altın” olarak iki takıma ayrıldı, Wang, Robert Overmyer’in liderliğindeki Altın takımındaydı.

Wang ikinci gün Drop Dynamics Module’ü çalıştırmaya gittiğinde deney çalışmadı. Wang daha sonra 2002 yılında Smithsonian’da yayınlanan ve Shuttle programının ilk 20 yılındaki astronotlarla yapılan röportajlardan kesitler ve çok sayıda fotoğraf içeren Space Shuttle adlı kitapta o anki duygularını anlattı.

Wang’ın buradaki açıklamaları onu aslında çok iyi anlamamızı sağlıyor:

“Kendi cihazımı açtığımda çalışmadı. Yaşadığım paniği tahmin edebilirsiniz. Bu deneye hazırlanmak için beş yılımı harcamıştım. Sadece bu da değil, mekikle uçan ilk Çin kökenli kişiydim ve Çin toplumu büyük ilgi göstermişti. Asya kültürünü anlamak zorundasınız. Sadece kendinizi temsil etmiyorsunuz; ailenizi de temsil ediyorsunuz. Çocukken öğrendiğiniz ilk şey aileye utanç getirmemektir. Bu yüzden deneyimin başarısız olduğunu fark ettiğimde babamın bana “Senin derdin ne?” dediğini hayal debiliyordum. Bir deneyi bile doğru yapamıyor musun?” dediğini hayal edebiliyordum. Gerçekten çok çaresiz bir durumdaydım.”

Ne oldu?

Wang, görevin ikinci gününde kendi deneyini gerçekleştiremedi. Ancak o esnada tam olarak ne olduğu açıkçası halen bilinmiyor. O esnada mekikte olan çoğu kişi vefat etmiş durumda. Wang halen yaşasa da bu konu hakkında yeni bir açıklaması yok. “Gümüş” ekibinde olanlar ise Wang’ın görevi sırasında uyuyorlardı. Dolayısıyla ne olduğu hakkında sadece dolaylı söylemlere dayanmak gerekiyor.

Gümüş takımda olan bir astronotun aktardığına göre kendisi uyandığında mekiğin kapağının üzerinde koli bandı vardı, kapak bantlanmıştı. İlginç bir şekilde bu bantın neden yapıştırıldığı hiç açıklanmadı.

Ancak, Wang’ın uçuşundan sadece altı ay sonra uçuşa geçen bir başka Spacelab görevi olan STS-61-A’ya komuta eden astronot Henry Hartsfield, bu olay için zamanında açıklamalar yapmıştı:

“Görev yükü uzmanlarını uçurmaya başladığımız ilk zamanlarda bir görev yükü uzmanımız ambar kapağını takıntı haline getirmişti. ‘Yani tek yapmam gereken şu kolu çevirmek ve kapak açılıp tüm hava dışarı mı çıkacak, öyle mi?’, Neden sürekli bunu sorup duruyordu?”

Bu açıkça Wang’a atıfta bulunuyor ve bu, Wang’ın derin depresyonunun bir göstergesi. Wang’ın ruhsal durumu, kapakla ilgili soruları ve bazı Shuttle komutanlarının yük uzmanlarının mürettebatın tam üyesi olmamasından duydukları genel rahatsızlık nedeniyle bu kapağın bizzat görev komutanı tarafından bantlandığını var saymak mantıksız olmayacaktır.

Ancak durun. Her şey Wang için kötü değildi. Wang, görevin üçüncü günü istediği izni almış ve yıllarını verdiği deneyi başarıyla çalıştırmıştı.

KOMUTAN KİLİDİ

Bu yaşananlar bir şey güçlü bir şekilde gündeme getirdi. Wang’ın durumu kendiliğinden çözülmüştü ama ya daha kötü bir şey olsaydı?

Olayın hemen ardından NASA, görev komutanının bir mürettebat üyesinden rahatsızlık duyması halinde kapağı kilitleyebilme özelliğini devreye soktu. Bu özellik daha sonraki görevlerde yük uzmanları için de sık sık kullanıldı.

John Fabian, Wang’ın uçuşundan hemen sonraki uçuşta, Haziran 1985’teki STS-51-G’de görev uzmanıydı. (Görev uzmanları, faydalı yük uzmanlarının aksine, profesyonel astronotlardı). Bu uçuşta iki yük uzmanı, Fransız savaş pilotu Patrick Baudry ve uzaya uçan ilk Arap olan Suudi prens Sultan bin Salman Al Saud bulunuyordu.

Fabian: “Yan kapağın kapısına bir kilit koyduk. Yörüngeye girdiğimizde takıldı, böylece kapı içeriden açılamayacak ve tüm mürettebat öldürülemezdi. Bunun nedeni uçuşumuzdaki herhangi bir kişi değil, 51-G’den önce uçmuş olan biriyle ilgili endişelerdi.”

Ancak bu kapağa takılan kilit hakkında resmi bir onay hiçbir zaman yapılmadı. Bazı astronotlar yıllar sonra böyle bir kilit mekanizmasının kullanıldığını doğrulasa da NASA bunu doğrulamadı. Bazı astronotlar bunun NASA’nın astronot ofisince gizli tutulduğunu söylüyor. Aslında bu mantıksız değil. Uzay mekiğinde bir yük uzmanı olsanız ve aşağıdaki kapakta bir kilit görseniz ne hissederdiniz?

YAŞANANLARIN GÜNÜMÜZDEKİ ÖNEMİ NE?

Tüm bunlar biraz tarihi önemsiz şeyler gibi görünebilir, ancak konu bugün de devam ediyor. Space Shuttle 13 yıldır emekliye ayrılmış olsa da asma kilit Crew Dragon ile ABD uzay uçuşlarının dokusunda yer almaya devam ediyor. Komutan kilidi, NASA’nın Crew Dragon ile Uluslararası Uzay İstasyonu’na uçan mürettebatının yanı sıra özel görevler için de bir seçenek olarak var.

Bu konu hakkında konuşmak pek hoş değil, bu nedenle NASA, SpaceX ve araçlarda uçan insanlar genellikle konuşmuyorlar. Ancak uzaya erişim genişledikçe uzay topluluğunun muhtemelen tartışması gereken bir konu gibi görünüyor. Crew Dragon ile SpaceX düzenli olarak sivilleri Uluslararası Uzay İstasyonu’na ve serbest uçuş görevlerine gönderiyor. Bu insanların çoğu Shuttle astronotlarının tabi tutulduğu sıkı psikolojik testlere tabi tutulmuyor. Boeing’in Starliner’ı, SpaceX’in Starship’i ve diğer araçlar, çok da uzak olmayan bir gelecekte, yörüngede uçan pilot havuzunu daha da derinleştirecek. Hem Blue Origin hem de Virgin Galactic halihazırda insanları kısa yörünge altı atlayışlarda neredeyse tamamen eğitimsiz olarak uçuruyor.

Astronot geri dönmeyi reddederse ne olur?

Bu soruya cevap vermek için öncelikle tanımını doğru yapmak lazım. Bir astronotun günümüzdeki geri dönmeyi reddedebileceği tek yer ISS’tir. Geri dönmeyi reddetmek ise bir istek değil, bir isyan durumudur.

ISS Davranış Kurallarının ihlal edilmesi gerçekten meydana gelirse ISS komutanı, ISS Mürettebat Disiplin Politikası uyarınca durumu uygun gördüğü şekilde ancak orantılı olarak ele alma yetkisine sahip. Ancak en nihayetinde orası ISS ve birisini zapt etmek için gerekli aletlerden yoksun. Silah yok, sadece iş için kullanılan bir takım alet edevat var. Ancak yine de bir kriz, psikoz veya intihar gibi durumlar için ISS’in tıbbi dolabında yatıştırıcı ve sakinleştiriciler var. Ve elbette bir takım koli bandı da var. Prosedürler ayrıca mürettebatın kol ve bacaklarının koli bandı ve/veya bungee kordonu ile sarılarak zapt edilmesini ve ardından kişinin uyku tulumuna yerleştirilmesini öneriyor.

Diyelim ki tüm mürettebat isyan etmiş olsun. Bu durumda da Görev Kontrol, adının hakkını vererek istasyonun kontrolünü uzaktan tamamıyla ele alabilir. Bunun dışında yapılacak bir şey de yoktur. Ancak elbette gıda gibi hayati malzemelerin ISS’e tedariki kesilebilir. Dolayısıyla ISS mürettebatı, her halükarda yerle iş birliği yapmak zorundadır.

Genel olarak, uzay istasyonunda deli bir insanla başa çıkma seçenekleri çok sınırlıdır ve bu nedenle astronotlar çok dikkatli seçilir ve eğitim sırasında ekip kimyası yakından izlenir.

Tipik olarak bir isyanda yer ekibinin beklemesi de bir seçenek. Çünkü bu da oldu.

Uzay mürettebatının ilk ve bildiğimiz kadarıyla son-isyanı 1973 yılında gerçekleşti. ABD uzay istasyonu Skylab’a yapılan üçüncü insanlı görev olan Skylab 4’ün üç kişilik mürettebatı NASA görev kontrolündeki patronlarına karşı gelerek birkaç saat boyunca telsiz iletişimini kestiler.

Bildirildiğine göre bu, görevler, deneyler ve gözlemlerle aşırı derecede dolu bir çalışma programına bir tepkiydi; bitkin mürettebat sadece biraz zaman ayırmaya karar verdi ve günü dinlenerek ve pencereden dışarı bakarak geçirdi. Yer kontrolüyle yeniden temas kurduktan sonra, görevi normal şekilde tamamladılar ve Şubat 1974’te güvenli bir şekilde Dünya’ya döndüler.

Bir de ISS, kaçırılacak veya “beni geri döndüremezsiniz” diyebileceğiniz bir yer değil. Dünya’da bir gemide isyan çıkarmak başka bir şey ISS’te isyan çıkarmak başka bir şey. İlkinde zarar verme potansiyeliniz yüksek olabilir ancak ISS’te zarar da veremezsiniz. Çünkü ISS’in yörüngesini değiştirecek roket itişi de yok. Bir şeyler yapsanız bile Görev Kontrol’ün boş durması mümkün değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x